Ebu Zeyd: Kudüs bir sembol, Gazze ise bu sembolü savunan ön cephedir

Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, İsra ve Miraç gecesinin Kudüs ve Gazze bağlamında yeniden okunması gerektiğini belirterek, “Kudüs bir sembol, Gazze ise bu sembolü savunan ön cephedir.” dedi.

Ebu Zeyd: Kudüs bir sembol, Gazze ise bu sembolü savunan ön cephedir

Mardin Artuklu Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebu Zeyd, İsra ve Miraç mucizesinin yalnızca tarihsel bir olay olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.

Ebu Zeyd, Kudüs ve Gazze’de yaşananların Kur’an’ın ortaya koyduğu ilahi yasalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.

Ebu Zeyd, İsra ve Miraç mucizesinin derin bir bilinç inşası taşıdığına dikkat çekerek, “İsrâ ve Miraç mucizesi, yalnızca tarihte yaşanmış olağanüstü bir olay değildir. O, Kur’anî derinliğiyle bilinci yeniden inşa eden, göğü yeryüzüne, imanı harekete, acıyı umuda bağlayan ilahî bir mesajdır. Bu yüzden Mescid-i Aksâ, sıradan bir durak olarak değil; ümmetin akidevi ve tarihsel merkezlerinden biri olarak seçilmiştir. Bugün Gazze’ye yönelik saldırılar, Kudüs’te süregelen işgal ve tehditler karşısında, İsrâ ve Miraç’ı yalnızca hatırlamak değil; yeniden anlamak, yeniden okumak ve bugüne taşımak zorundayız.” dedi.

“Kudüs medeniyet sınavının yapıldığı bir sahnedir”

İsrâ Suresi’nin mesajlarına da değinen Ebu Zeyd, Kudüs’ün yalnızca kutsal bir mekân değil, aynı zamanda bir medeniyet sınavı olduğunu vurgulayarak, “İsrâ Suresi ‘tesbih’ ile başlar; bu, Allah’ın fiillerinin beşerî ölçülerle sınırlandırılamayacağını ilan eder. Ardından sure, açık ilahî yasaları (sünnetullah) önümüze koyar. Yükseliş yasaları, bozulma yasaları, cezalandırma ve yeniden diriliş yasaları… Kudüs bu surede sadece kutsanan bir mekân değil, medeniyet sınavının yapıldığı bir sahnedir. ‘İyilik yaparsanız kendinize yapmış olursunuz.’ Bu ayet bize şunu öğretir. Ne üstünlük iddiası, ne tarih, ne de sloganlar… Sonucu belirleyen, fiildir; ahlaktır; sorumluluktur. Bugün Kudüs ve Gazze’de yaşananlar da bu ilahî yasaların dışında değildir. Görünen güç dengeleri ne olursa olsun, sabır ve hakikat biriktikçe tarih yön değiştirir.” ifadelerini kullandı.

Kudüs ve Gazze’nin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Ebu Zeyd, açıklamalarını şu sözlerle sürdürdü: “Kudüs bir sembol, Gazze ise bu sembolü savunan ön cephedir. Biri olmadan diğeri anlaşılamaz. Kudüs yalnızca üçüncü harem değildir; vahyin sürekliliğinin, ümmet bilincinin ve kimlik mücadelesinin merkezidir. Gazze ise, yokluk içinde onurla direnen bir halkın, ümmete verdiği canlı derstir. Hak, onu taşıyanlar oldukça yenilmez. Bu yüzden Kudüs ile Gazze’yi ayırmak; iman ile tarihi, dava ile bedeli ayırmaktır. Gerçek akide bilinci, Kudüs’ü savunmanın Gazze’den, Gazze’yi anlamanın Kudüs’ten geçtiğini bilir.”

“Gazze’deki direnişin sırrı yalnızca silah değil”

Namazın ümmet bilincindeki yerine de değinen Ebu Zeyd, “Eğer Miraç, Peygamber Efendimiz Aleyhisselam için bir geceyse; namaz ümmet için her gündür. Namaz, pasif bir ritüel değil; insanı ayağa kaldıran, bilincini diri tutan, sorumluluk yükleyen bir güç kaynağıdır. Gazze’deki direnişin sırrı yalnızca silah değil; Allah ile bağını koparmayan bir insan tipidir. Secdede eğilen ama zulme karşı dimdik duran bir insan… İşte bu yüzden Kudüs hâlâ yaşıyor, Gazze hâlâ ayakta. Bugün taşıdığımız umut, romantik bir temenni değil; Allah’ın vaadine, tarihin yasalarına ve zulmün kalıcı olmayacağına dair sarsılmaz bir imandır. İsrâ ve Miraç bize şunu öğretir: En karanlık gecelerin ardından, mutlaka bir yükseliş vardır. Ve bazen göğe çıkan yol, yeryüzündeki en ağır imtihanlardan geçer. Kudüs ve Gazze bugün sadece bir acının adı değil; uyanışın, bilincin ve yaklaşan özgürlüğün işaretidir. Bu emaneti doğru taşıyanlar, Allah’ın izniyle özgürlük sabahının da şahitleri olacaktır.” şeklinde konuştu. (İLKHA)